Altından Kalkamadığımız

Önce yer sarsıldı, sonra ben. Binalar yıkılırsa altından sağ çıkabilirdim belki. Ya yıkılan bensem! Kendi enkazımdan sağ çıkabilir miydim acaba? Binalar sekiz şiddetine dayanıklı yapılmıştı ve direniyordu. Ben kaç şiddetinde bir depreme tahammül edebilirdim hiç bilmiyordum.

Yer sarsılıyormuş, sarsılacakmış! Nereye kaçacaksınız? Kime sığınmalısınız? Üstelik elimizden de bir şey gelmiyor. Tedbir alınmalı elbette. Ama tedbir dediğiniz şey varsayımlar için geçerlidir. Siz binaları sekiz veya dokuz şiddetine dayanıklı yaparsınız. Çünkü bugüne kadar yaşanmış en şiddetli sarsıntı dokuzdur veya bunun biraz üzerindedir. Yani tedbir olana göredir. Olacak için değil.

Yıkıntılar içinden bedeniniz sağ çıkmazsa öldüğünüze hükmedilir. Bahtınız açıksa üç beş omuzda gidilecek biraz yolunuz kalmıştır. Velhasıl dünyalık olan bitmiştir.

Bir umut enkazıysa üzerimize çöken ağırlık? Altında kalan bedenlerin sesini duyacak ve onları kurtaracak bir teknik var mıdır? Her gün ekranlara veya gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan umutsuz haberler yüreğimizi sızlatıyor/kanatıyor. İnsanın umutları kaç şiddetine dayanıklı olmalı sizce?

Bazen de düşüncelerin altında kalır insan. Fikirlerin ağırlığı beyninizin bütün kolonlarını çatırdatır. Kelimelerin taş taş döküldüğünü hissedersiniz. “Kalp” kalbinize çarpar, “göz” gözünüze. Yüzünüze çarpan “yüz”ün bilinmişliğiyle kızarır yüzünüz. Dile gelmiş gelmemiş bütün fikirler yıkılır üstünüze. Bundandır ki mazi, fikirlerinin altından kalkamamış düşünürlerle doludur. Şahidim tarihtir.

Yılların altında kalan ihtiyar bedenler vardır bir de. Bazen olgun bir yüz olarak çıkarlar karşınıza. Dilleri hep şükürdedir. Üzerlerinden yılların tozunu silkip kalkarlar ayağa ve dimdik dururlar karşınızda. Bir de yıllara yenik düşenler vardır. Ömür binasının tuğlasından, demirinden çalmış olanlar. Yılları iskambil kâğıdı yığar gibi yığmıştır onlar. Bir küçük fırtınada yerle bir olur ömür kuleleri.

Sevda enkazları vardır sonra, altından sapasağlam çıkanın pek olmadığı. Ya cansız bedenler vardır orta yerde, ya da yara, bereden tanınmayacak simalar. En çok da sağlamlığı henüz test edilmemiş, oturulabilir raporu verilmemiş bedenleri vurur aşk. Sonrasında yaptığınız/yapacağınız yüzlerce onarım dahi sağlıklı hale getirmez o binayı. Bu yüzden kalıcı olmaz aşk birçok bedende. Bir misafir gibi gelir, en fazla üç gün kalır. Sonra bir başka handa konaklamaya devam eder hesap vermeden.

Bu kadar çok sarsıntıya maruz kalan insanoğlu şimdilerde yerin hareketlerini kontrol altına almaya çalışıyor. Keşke önce kişiliğimizde, bedenimizde, umutlarımızda ve dahi fikirlerimizde meydana gelen/gelebilecek sarsıntıları önleyebilseydik. Biz sağlam olunca binalarımız daha sağlam olacak ve bugünkü kadar endişe duymayacaktık yerin hareketlerinden.

Varsın yıllar üstümüze gelsin, hayallerimiz boş çıksın. Fikirlerimiz tutarsız. Altından kalkamayacağımız aşklarımız olsun. Ne gam!

Tüm yıkılmışlıkların altında bir İlahî ses duyabiliyorsak bu bizim kurtuluşumuzdur. Biz bununla ayakta kalırız: “Çaresiz sizleri biraz korku, biraz açlık, biraz maldan, candan ve hâsılattan eksiklik ile imtihan edeceğiz. Sen sabredenleri müjdele! (Bakara – 155)” “Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz. (Enbiya – 35)”

 

Tavsiye yazı: Bir Çocuğa En Çok Yakışandır Bayram

Yorum yapın

Bir yorumu hak etmiş olmalıyız.

avatar
wpDiscuz