Bahaettin Karakoç’la Yeniden

Büyük şair Bahaettin Karakoç’un ardından onun şiirlerinin yer aldığı birkaç satır yazı yazmıştım. (Bkz. “Sen Sustuğun Vakit İlkyaz Yok Artık”) Şairin Erzincan depremi üzerine yazdığı şiiri, İnternet’te çok aramama rağmen bulamamıştım.

Bu şiirin şiir defterimde olduğunu ve ilk fırsatta burada paylaşacağımı söylemiştim. Nihayet şiir defterime ulaştım. Defteri karıştırırken fark ettim ki aynı şiiri iki kez yazmışım. Önce şarkıda geçtiği haliyle kısacık, sonra -nereden buldumsa- şiirin tamamı.

Biri son sayfalarında yarım kalmış iki şiir defterimi biraz karıştırayım dedim, elime geçmişken. Bahaettin Karakoç’un pek çok şiirini sayfalara geçirdiğimi gördüm. Demek ki bir ara ciddi manada bir “Bahaettin Karakoç okuması” yapmışım.

Şimdi defterlerimdeki bütün şiirleri buraya aktaracak değilim. Okumak için sizin vaktiniz olsa bile yazmak için benim vaktim yok. Sözü uzatmadan siz şu meşhur şiirin tamamını okuyun.

Erzincan’a Deyişler

Bir kara haberki zor konur adı
Duyanın kırılır kolu kanadı
Felek ikide bir atar tokadı
Yazgım der sineye çeker Erzincan
Yazgım der gözyaşı döker Erzincan

Belaya sevdalı kışlar böyledir
Yangına atılan kuşlar böyledir
Karaya gark olan düşler böyledir
Sabır er ekmeği, ayan Erzincan
Sen gerçek gazisin, dayan Erzincan

Erzincan’da dağlar gökle öpüşür
Yiğitleri ecel ile kapışır
Çok katlı binalar yere yapışır
Çöküntüde kalan candır Erzincan
Toprağın emdiği kandır Erzincan

Deprem olmuş gece duyduk haberi
Kim tığ saplar, kim vurur ki teberi?
İçi insan dolu beyaz evleri
Demek deprem yıktı, viran Erzincan
Yaslara bürünmüş, yârân Erzincan

Pusuda biri var, zamanı kerter
Toprağı çıldırtır, hep alttan dürter
Yer gök zangır zangır, bu acı yeter
Kadirsin Allah’ım, gülsün Erzincan
Son olsun gözyaşı, silsin Erzincan

Çok konuğun oldum içinden geçtim
Ekmeğinden yedim, suyundan içtim
Gönlüme ben seni bir mesken seçtim
Şimdi o meskenim mezar Erzincan
Dilim konuşmaktan bîzar Erzincan

Kime tel çekeyim, çeksem kim alır?
Mektup yazsam gitmez, yollarda kalır
Acın yüreğime selce boşalır
Duy, diyorum, duy sesimi Erzincan
Ağıt yaptım nefesimi Erzincan

Kazadır bu, kaderdir bu, unutmaz
Ölenler yan yana, sağlar yer tutmaz
Feryat figan yara deşer, kurutmaz
Gün her sabah yeni doğar Erzincan
Sabredersen rahmet yağar Erzincan

Bir türkü var hafızamda çok yarım
“Nerde benim mor sümbüllü bağlarım?”
Sabîleri düşündükçe ağlarım
Gözyaşımı çaya kattım Erzincan
Yüreğimi sana sattım Erzincan

Karakoç bu kırım bir gül kırımı
Haslet de vuslat da kurşun erimi
Sormayın rengini mor mu sarı mı
Al yeşilken şimdi kara Erzincan
Almış yüreğinden yara Erzincan

Burada bitirecektim yazıyı. Bitmedi. Aşağıdaki şiiri okumazsanız hayatınızda bir şey eksik kalır mı bilmem. Ama ben bu şiiri buraya koymazsam bu yazı eksik kalır. Hele ki şiirin sonunda yer alan “Hiçbir aşk kütüğünde mükerrer geçmez adım” dizesini çerçeveletip asmak istiyorum bütün evlere hatta bütün sokaklara, caddelere. “Şiir sokakta” diyerek saçma sapan yazıları paylaşan gençlerin gözüne sokarcasına. Anlamazlar ama olsun. İçinde aşk geçiyor ya, belki dikkatlerini çeker.

Bunu da okumalısın:  “Sen Sustuğun Vakit İlkyaz Yok Artık"

Seni Unutayım mı

Vakit akşam diyorsun, sanki görmüyor muyum
Güneşin kanatları döküldü yanlarına
Hani yürek sesinin sergilediği uyum
Gönlüm seninle döndü yolgeçen hanlarına
Çetele tutayım mı?

Ne sabahlar gördüm ben/gök bir kiraz ağacı
Çoban vakitlerinde her canlı ses bir kiraz
Ne rüyalar gördüm ben her gece sabahçı
Keşke sen de görseydin belki yumuşardın biraz
Daha anlatayım mı?

Vakit akşam diyorsun, sanki bilmiyor muyum
İçimde yıldızların rüzgârı uğulduyor
Vakit akşam olsa da ben seninle doluyum
Yüreğimdeki sevgi ışık saçan bir akkor
Kinle karartayım mı?

Ne sabahlar gördüm ben/ toprak bir boz küheylan
Irmak bir dost çalgıydı taze türkülerime
Ne rüyalar gördüm ben/ biraz kuş, biraz ceylan
Yağmurlar yağıp durdu adanmış ellerime
Bir bent bağlatayım mı?

Vakit akşam diyorsun, sanki duymuyor muyum
Ufuklar büzülüyor yanık sinirler gibi
Hayat denen vazoda sen çiçek, bense suyum
Alnıma yazılmışsın bir çalım kader gibi
Çiğneyip yutayım mı?

Ne sabahlar gördüm ben, diri diri harcadım
Çarpım tablolarında vakte hükümran oldum
Hiçbir aşk kütüğünde mükerrer geçmez adım
Ve yarınki sabahı ben bu akşamda buldum
Seni unutayım mı?

Şiir defteri bahsini bir ara yeniden yazacağım. Daha önce de buna benzer bir cümle kurmuştum sanırım. O yazı yazılacak. Ne zaman mı? “Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.”

 

Yorum yapın

avatar