Bir Ömürlük

Uçsuz bucaksız bir çıkmaz sokaktayım sanki. On binlerce yalnızlık sarmış etrafımı. Kar yağıyor. Çiçek demetleri gibi. Bir sokak lambasının belli belirsiz ışığı aydınlatıyor bütün dünyamı. Mor morumtırak, kırmızı kırmızımtırak bir havanın alabildiğine değişik kokusunu çekiyorum ciğerlerime.

Kırış kırış bakan gözlerimde sıcak bir gülümseme var. Alnıma çizgi çizgi biriken efkârın yok edemediği, edemeyeceği. Gülümsüyorum olabildiğine samimi, olabildiğine coşkun. Gece gülümsüyor. Sokak gülümsüyor. Dünya gülümsüyor kadınlı erkekli, gençli ihtiyarlı. Tıklım tıklım bir gülümseme içimde.

Solgun, küme küme ışıklar git gide azalıyor. Yanımdan bir genç geçiyor. Aşı boyası rengi bir kaban üzerinde. Yakası hafif havaya kaldırılmış. Fark etmiyor beni. Belki de fark etmek istemiyor. İnsanın kimseyi fark etmediği bir yaşta olmalı. Renk renk hayaller sarkıyor ceplerinden, sarılı yeşilli, az biraz mavimsi.

Peşine takılıyorum. Dedim ya, fark etmiyor beni. Yere düşen sarılı yeşilli hayalleri topluyorum ardı sıra. Ceplerim tepiş tepiş hayal dolu. Peşine takıldığım gençten farkım kalmıyor. Ne kadar sürüyor bu takip, bilmiyorum.

Yorulduğumu hissediyorum. Omuzlarım yorgun. Kalbim yorgun.

Hızla değiştiriyorum yolumu. Farklı bir sokağa dalıyorum. Adımlarım sıklaşıyor. Bir ömürlük gitmiş gibiyim. Bir apartman kesiyor yolumu. Hayır, kesmiyor, ikiye bölüyor. Kısa bir tereddüt içimde. Zaman duruyor. Ben durmuyorum. Bir seçenek işaretleyip dönüyorum. Diğer sokakta neleri bıraktım, neleri kaybettim, sorusu yıpratıyor zihnimi.

Dönüyorum ve duruyorum. Hâlâ farkımda değil. Bir hayalet gibi dikiliyorum önünde. Arkadan gelen ışığın upuzun yaptığı gölgem takılıyor ayağına. Sendeleyip duruyor. Daldığı bir rüyadan uyanırcasına açıyor gözlerini.

– Kimsin sen? Kesme yolumu!

– Kim olduğumu öğrensen ne değişecek hayatında? Bilmesen ne? Üstelik senin yolunu da kesmiş değilim. Gölgeme takılıp kaldın orada. Bir gölgeyi bile ezip geçemeyeceksen, ne diye yollardasın?

– Çekil yolumdan! Bu laflara karnım tok benim.

– Belli, karnın tok ama görüyorum ki, ruhun aç. Bendeki emanetlerini vermek için çıkmıştım karşına.

– Benim kimsede bir emanetim yok ki!

– Bunlar?

Ceplerimden çıkardığım sarılı yeşilli hayallerini elimde görünce şaşkınlığı iyiceartıyor. Yaklaşıyor:

– Ha onlar mı? Artık ihtiyacım olduğunu sanmıyorum. İstiyorsan sende kalabilir.

Dönüyor. Hızla uzaklaşıyor yanımdan.

Ellerim havada kalakalıyorum orta yerde, emanet hayallerle. Atsan atılmazdı, satsan satılmaz.

Gölgem kollarını açmış, onları bana ver, der gibi bakıyor yüzüme. Usulca üzerine bırakıyorum hayalleri. Hiçbirine hayır demiyor. İyilik yapayım derken neredeyse üzerimde kalıyordu bütün hayaller. Kurtuluyorum.

Dönüp gidecekken birden vazgeçiyorum. Ya gölgem peşimden gelirse? En iyisi o önde ben arkada gitmeliydik. Ağır adımlarla bu kez ben gölgemin peşine takılıyorum.

Kar hâlâ yağıyor. Fosur fosur bir tiryakiyi andırıyor nefeslerimiz. Bir ömürlük gittik gitmedik, bir karanlık sokağa daldı gölgem. Dalış o dalış.

Çok uzakta bir sokak lambasının belli belirsiz ışığı aydınlatıyor dünyayı. Mor morumtırak, kırmızı kırmızımtırak bir havanın alabildiğine değişik kokusu ciğerlerime doluyor hâlâ. Doluyorum.

 

Tavsiye yazı: Doksan Beşi Kim Aldı?

Yorum yapın

Bir yorumu hak etmiş olmalıyız.

avatar
wpDiscuz