Birkaç Müphem ve Mütereddit İfade

Hakan Giray’a,

Az zamana sıkıştırılmış çok yazının yeknesaklığı içinde satırlarda şekilleniyor düşünceler. Yinelenmiş cümlelerle çıkmak istemem karşına. Böyle olursa da hoş görüle!..

Hatıra defterlerinin sıcak yüzlerine bakarak yazmanın güzelliğinden çok uzak bu beyaz sayfalar. Kime yazdığını bile anlayamıyor bazen insan. Tüm bu olumsuzluklara rağmen hazırlamayı düşündüğünüz yıllığın bir köşesinde bu satırlara da yer bulabilecek misin(iz), bilmem. Gerçi yazan, yazdıklarını yıllıklarda yer alsın diye kaleme almış değil.

Aslına bakarsan niçin yazdığını -özel isteklerinizi istisna tutarsak- o da pek bilmiyor. Kayda değer şeyler değil tüm bu yazılanlar. (Çelişkiye bak ki kayda geçiyor.) Hep söylenegelen birkaç müphem ve mütereddit ifadenin yeniden can buluşu. Kelimelerin dansı da denilebilir tabii. İzleyenleri büyülesin endişesi taşımayan bir gösteri. Birkaç satır işte… Amaçsız değilse de nedensiz. Olmazsa olmaz. Lakin “Neden olmalı?” sorusu için mantıklı cevaplar üretememiş karalamalar da diyebiliriz. Geçmiş zaman oldu, hayali cihan değen. Say ki, bir nöbet anı bu. Kendimi kaybetmişim. Geçmiş günleri say(ıkl)ıyorum.

“Çoğu gitti, azı kaldı.” diyorsun. “Damağımda tadı kaldı.” diyeceksin yakında. Bir gökkuşağı tadında gelip geçiyor okul yılları. Her rengi barındırıyor içinde. Ama her daim çıkmıyor. Görünse de uzun değil belirişleri. Bir var, bir yok. Bir yok, bir var. Bir yok… Yok… Ne yağmur var, ne toprak kokusu. Değeceğimizi sandığımız ebemkuşakları terk etmiş bu diyarı. Altından geçersek mutlu olacağız sandığımız. Kaybolmakla kalmadılar, renk renk boyadığımız umutları da alıp gittiler.

Bunu da okumalısın:  İnsan Yazıya Küser mi?

Biz ‘gidiş’lere alışmıştık zaten. Bize koyan gidenlerin hiç dönmeyişiydi. Bile bile uğurlamıştık öncekileri. Hadi şimdi sen de git! Bir gökkuşağı daha çekilsin semamızdan.

Biz ebemkuşaklarını kalbimize çizmiştik zaten. Onları kim silebilir ki!

 

Yorum yapın

avatar