“Bu Dağ Ne Rüzgarlar Gördü”

Ben hüznün ortasında büyümüşüm. Gurbetin çıkmaz sokaklarında geçmiş gençliğim. Acıyla tanışıklığım çok eskiden. Geceyi sırdaş bilişim de… Ve aldanışım…

Bilemiyorsam gülmeyi… Yanaklarımda çiğdemler açmıyorsa… Dudaklarımdan dökülenler, bir suyun şırıltısı kadar mutluluk vermiyorsa gönüllere… Tebessümleriniz yankısını bulmuyorsa bu adamın yüzünde… Nezaket, eğreti bir elbise gibiyse üzerimde, yakışmamışsa… Ellerim hoyratsa… Biraz acımasız görünüyorsam… Kınamayın…

Şairin kavlince: “Zalim, beni söyletme, derûnumda neler var!”

Bakmayın, siz olmadan yaşıyor göründüğüme. Yaşamak sadece nefes almak mıdır?

Hani bir söz vardı: “Başkalarına gerek duymadan yaşayabileceğini sananlar aldanırlar. Ama başkalarının, kendisi olmadan yaşayamayacaklarını sananlar daha çok aldanırlar…”

Aldanmak o kadar korkunç değil. Vahim olan, aldandığının farkında olmamak.

Tavşanlar vardır, dağa küsmüş. Dağsız yaşamaya çalışan… Ama dağ aldırmaz buna. Başka tavşanları vardır. Onlara anlatır, anlatmakla bitmeyen dağ gibi yalnızlığını.

Ve dağa küsenler yolunu yine dağda kaybederler.

Güneş karşı dağlardan doğar, aşrı dağlardan batar. Güneş de dağlarındır. Yıldızlar ne kadar geceye aitse, gece ondan daha fazla dağlarındır. Ve gece kötüdür. Binlerce yıldız verse de dağa, vefasızlığı, ihanetleri hep gecede görür dağlar.

Sonra yaban çiçekleri vardır dağların. Kuytularda; gizli, el değmemiş. Göz değmemiş el beklerler, göz değmiş el… Ve dağın kalbi orada atar. Solarsa çiçekler, dağlar solar.

Bilir ki dağlar; tavşanlar, güneş gece, yıldızlar ve çiçekler var oldukça hayatları dâimdir. Tavşana sorsanız, tavşansız olmaz. Güneşe, geceye, yıldıza sorsanız, onlarsız olmaz. Hele yaban çiçekleri! Ya dağın ondan çektikleri? Sorsanız olmaz.

Beş milyar insan varmış dünyada. Yani beş milyar dağ. Gecesi farklı, günü başka. Bugün dağ olanlar, yarın tavşan… Gece olanlar, güneş; güneş olanlar, dağ…

Değerimiz beş milyarda bir. Herkesin hakları vardır. Yaşamak gibi, sevmek gibi… Hayatı ve sevgiyi bölersiniz beş milyara. Az verilmiştir; bölüşmeyi hatırlayıp, çoğaltasınız diye… Payınız bu kadardır. Yeter.

Belki bu yüzdendir karamsarlığım. Herkese yeterince sevgi pay edememişliğimden…

Sonra, sevgiyi hak etmek var. Kendimize bunu sormalı ve cevabını cesurca verebilmeliyiz. “Hak ettiğim sevgi ne?”, “Payıma düşen sevgi ne?” diyerek almalıyız başımızı ellerimizin arasına. Hırs ne kötüdür bilseniz. Başkalarının payı olan sevgiyle yaşamak ne kazandırır ki bize? Herkes beni sevsin, demek gibi bir garâbet içindeyiz. Bazen kendimiz bile kendimizi sevmezken… Ne diyordu şair:

“İşte meydanlardayım sıkılgan kimliğimle
Yerlere çokça bakıyorum
Aynalar kırıyorum utancımdan
Ölümün şekillerini tüketen gülüşlerine
Umutlar üretiyor yüreğim sevda çıkmazlarında
Kaç akşamın hüznünü kuşlarla paylaştım
Sokaklardan geçtim büyüyen hıncımı saklayarak
Şimdi gençliğim yüzüstü ve paramparça
Hüznüme eş büyür kent gölgeleri
Yalnızlığım yetmiyor hayatı anlamaya” [1]

Güvendiğiniz dağlara kar bu kış da erken yağar mı, bilemiyorum. Bildiğim; dağ başlarının dumansız ve karsız olmadığı. Çilekeş insanlar misali… İnsanın başına ne kadar erken düşerse aklar, o kadar çile çektiğine hükmederiz ya, belki dağlar da öyledir.

Hükmünüzü bildirmeden önce son söylediklerimi duyun isterim:

“Bu dağ ne rüzgârlar gördü.” [2]

 


[1] Mesut Doğan

[2] Fatih Kısaparmak’a ait bir şarkı

 

Yorum yapın

avatar