Elma Dersem Çık

Sana ne çok kızıyorum biliyor musun? Oyun yaşının dışına çıktık da ne oldu sanki? Tutturdun “Ben büyüyeceğim.” diye.

Çoraplarını giyebiliyor, ayakkabılarının bağlarını kördüğüm etmiyorsun. Aynalara, sandalyeye çıkmadan da bakabiliyorsun artık. Demek ki büyümüşsün.

Oysa ben hiç büyümeyecektim. Üç tekerlekli bisikletimin lastikleri vaktinden önce patladı sanırım. Çizgi film kahramanlı tişörtümü ben giyerek eskitemedim de zaman hiç acımadı ona.

Ya o iki bisküvi arası lokum tadı! Bayram gecelerinin tadı gibi bir şeydi; doyumluk olmayan…

Bir gün, ayaklarımın ucuna basmadan kapının koluna yetişebildiğimi fark ettim. Kapının garipleştiğini düşünmüştüm, büyüdüğümü anlayamadan. Bir başka gün ise okul önlüğümün kısaldığını gördüm. “Yıkanınca çekmiştir.” diye geçirdim içimden. Ama ayakkabılarım da küçülmüştü ve onlar yıkanmazdı.

Yazılı için kalem ararken bir gün, cebimde bir nesne buldum: Tarak. Şaşırıp kalmıştım, kaç zamandır taşıyordum acaba? Oysa hep misket olurdu ceplerimde. Saçlarımı taramaya başladığımı o zaman fark ettim.

Sonra ceplerim resimlere, mektuplara da yataklık etti. Ser verdiler, sır vermediler. Oysa sevdalara yataklık eden kalbimmiş, nereden bilirdim?

Bunu da okumalısın:  Sustum Sanma

İşte büyüdük!

Ne değişti?

Tabi ya! Nasıl hatırlamam? Artık elma dersem de çıkmıyorsun, armut dersem de! Zaten çıksan da o çocuğu bulamayacaksın.

 

Yorum yapın

avatar