“Gittiğin Akşamı Alıp Gel Artık”

Seher’e,

“Belki ayrılığı yanlış anladık / Belki de kalplerin hilesi zaman / Vakti bir yerinden kırıp gel artık / Bir kaç mevsim getir hatıralardan”

Bir fincan kahve için kırk yıl hatır biçilmiş. Bizatihi kahvenin hatırı mıdır, yoksa bir fincan kahve içimi sürenin hatırı mıdır, bilmiyorum. Sorunun zoru: Üç yılın hatırı ne olmalı? Kıyas kabul eder mi? Aynı çatı altında ömür defterine kaydedilen yılların nasıl bir kıymet taşıdığını iyimser bir tahminle kırk yıl sonra anlayacaksın. Yaşarsak göreceğiz.

Yaşarsak diyorum. Çünkü lezzetleri acılaştıran ölüm (isyan olmasın) hep zamansız ve erken gelir. Bu yüzden ân’ın kıymeti bilinmeli, içi doldurulmalı. Bohemleşmeden gününü gün etmeli.

Varsa, küslükler toprağa gömülmeli, üç günden uzun dargınlıklara cevaz vermeyen kurala riayet edilmeli, bizden kaynaklanmayan kırgınlıklarda bile telafi etmeye çalışan biz olmalıyız.

Güzelliklere kapı açılmalı, hoşgörüye dair söylenebilecek ne kadar cümle varsa hepsini sıralamalı, sevgiyi bütün gönüllere duyurmalıyız. Ve ağızlara sakız etmeden, yolu sevdadan geçen naif düşünceleri başka yüreklerde de yeşersin diye ihtimamla büyütmeliyiz.

Üç cümleye on nasihat sıkıştırmak değil amacım. Kalbim acıyor. Acıya iyi gelecek cümleler arıyorum. Şiir her derde deva mıdır? Öyleyse “Gittiğin akşamı alıp gel artık / En kırık yerine bırak kalbimin.”

 

Tavsiye yazı: Kalbine Gelmeden

Yorum yapın

avatar