Hayat Filmini Geri Sardığında

Sevgili Sevgi,

Yaşlanıp gidiyoruz. Sen de buraya yaşlanmaya gelmiştin. Bunu biliyorsun. Yeterince yaşlandığını düşünüyorsan gidebilirsin.

Hayat filmini dört yıl geriye sardığında gördüğün kareler bugünkünden çok farklı değilse…

Farklıdır elbet. Farklı olsun. Farksızlık bir kaybetme halidir. Ya sen kaybedersin ya ben. Ortada bir kaybeden varsa hangimizin kaybettiğinin ne önemi var? Koskoca dört yıl geçmişse ve bu dört yılda hayatına hiçbir şey katmamışsan ne kaybettiğini nereden bileceksin ki! Dört yıl geçmişse ve dört yılda hayatına hiçbir şey katamamışsak ne kaybettiğimizi biliyor olmanın ağırlığı eziyor kalbimizi.

Arka sırada oturan o, utangaç kız terk edecek sıraları. Sıralar onu özlemese de o, sıraları öyle özleyecek ki yarınlarda, sanırsın hiçbir âşık, cananına bu kadar hasret duymamıştır. Yaşayıp görelim.

“Hatıralar mevsimi” gelmiş olmalı. Hiçbir takvimde adı geçmeyen, her yıl farklı zamanlarda gelen mevsim. Fırtınalarla geldiği de olur, ikindi yağmurlarıyla geldiği de. Bahar müjdecisi cemrelerle gelir bazen. Çiçeklenir dünyamız. Düşlerimiz gül kokar. Umutlarımız nergis.

Bir karakış sonuna, zemheri başına denk gelir bazen. Don vurur hayallerimizi. Bir daha yeşermez. “Şarkısız, şiirsiz, resimsiz bir dünyaya dökülür kanatları kırılan türküler.” [1] Beraber yola çıktığın arkadaşlarından pek çoğu buldukları ilk limanda terk ettiler gemimizi. Bir okula ait olma duygusunu da kaybetmiş oldular. İsminin şu ya da bu olmasının ötesinde, lise hayatının tamamı aynı okulda geçmemiş öğrencilere hep üzülmüşümdür ben. Bir yanda ilk gençliğinin hayallerini süsleyen bir okul, diğer yanda diplomasına sahip olunan okul. Ne oralısın ne buralı. Biraz da bu yüzden özel anlamlar yüklüyoruz Halil Akyüzlü yıllara.

Yirmi otuz yıl sonra her tarafı bina ile dolmuş bu caddeden geçerken şehrin çok dışında olduğunu düşündüğün okulunun şehrin göbeğinde nefes almaya çalıştığını görecek, derin bir özlemle mazinin kapısını çalacak, silik bir hatıraya dönüşen yılların aslında hiç de silikleşmediğine şahit olacaksın.

Her şey bir film şeridi gibi geçmeden gözlerimizin önünden… Ve her şeyin bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçeceğini söyleyeceğimiz zamana gelmeden…

Anlamı olmalı yaşananların.

Ve bilsen…

Giden sadece gittiğiyle kalmaz, anıları da alıp götürür yanında. Kalanda kalansa gidenin bıraktığı büyük bir boşluktur. Ne gidenin yerini doldurabilirsin ne hatıraların.

Her gidiş böyle midir? Yaşayıp öğrenmek lâzım. Bu bilinirlik gitmelere engel değil yine de. Yaşanacak bütün acılara hazırlanmalı, hazır tutmalı yüreğini. Eğreti bir elbise gibi durmamalı üzerimizde. Acı bile olsa. Gitmek, hiç bilmediğimiz ama yazgılı olduğumuz yüreklerin yankısına yankı olabilmektir belki de.

 


[1] Bahaeddin Karakoç

 

Tavsiye yazı: Yapış Yapış Bir Hüzün

2
Yorum yapın

avatar
1 Comment threads
1 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
2 Comment authors
Edebiyatçının BiriBegonvil Sokağı Recent comment authors
Begonvil Sokağı
Ziyaretçi

4 yıl bir anlamı ve gerçekliği var mı bilmiyorum ama bazen 4 dakika bile aynı etkiyi yapabilir. Bu kadar acımasız, çok önem verip hep sürer sandıklarımız. Film şeridi kavramı ise hem dünya hem ukbayı düzene sokacak bir argüman, sık yapmalı.