İnsansız Hava Aracından Sonra Şiirsiz İnsan Aracı

‘İnsansız hava aracı’ diye bir kavram girdi hayatımıza, epey zaman önce. İnsansız otomobiller dolaşıyor yollarda. İnsansız çalışan akıllı fabrikalar, makineler, bir sürü araç gereç…

Gelişen teknoloji, insanın hayatından insanı çıkardıkça iyi bir iş yaptığını sanıyor. Yaa, biz insanız. Kendimizi kendi hayatımızdan nasıl çıkarırız ki?

Diyelim ki çıkardık, ne olacak? Daha mı mutlu olacağız? Dünya daha yaşanılır bir yer mi olacak? Savaşlar bitecek mi? Ağlayan çocuklar gülecek, açlar doyacak, sokaklarda üşüyenler sıcak bir yuvaya kavuşacak mı?

Çiçekler daha güzel mi açacak mesela her işi akıllı cihazlar yapınca? Ya da sular daha keyifli mi akacak? Yağmur eskisinden daha mı çok mutluluk indirecek üstümüze? Gece yıldızlar daha fazla ışıyacak, göğümüz ışıl ışıl mı olacak? Keşke…

Gelişen teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı yadsınamaz bir gerçek. Ama bu, teknolojinin bizi daha mutlu ettiği anlamına gelmiyor. Öyle olsaydı altında teknoloji harikası otomobili, elinde akıllı telefonuyla gezen bütün insanların mutlu olması gerekirdi. Bakınız, sokaklar mutsuz kalabalıklarla dolu.

Benim asıl bahsetmek istediğim bunlar değil. İnsansız bilmem ne aracı, şu aracı, bu aracı derken dünyayı insansız bir yere çevireceğiz. Bunu da geçelim.

Bunu da okumalısın:  Doğum Günün

Müziği, resmi, edebiyatı, her tür sanatı çıkardıkça hayatımızdan dünya daha çekilmez bir yer oluyor. Dünyayı kirlettiğimizi sanıyoruz ama aslında kirlenen kendimiziz. Şair Bahaettin Karakoç “İlkyazda” şiirinde “Şarkısız, şiirsiz, resimsiz bir dünyaya dökülür / Kanatları kırılan türküler…” derken tam da bunu söylemek istemiş olmalı.

Hele şiir… Şiiri çıkarıyor insanlar hayatlarından. Şiirin olmadığı yerde vahşet kol geziyor. Zulüm bitmiyor, acılar dinmiyor, sefalet bırakmıyor yakamızı.

Şiirsiz insan aracı diye bir şey icat olursa yakınlarda şaşırmayın. Şiirsiz insan. Şiirsiz insan mı? İnsan mı? Değil.

Şiirin olmadığı bir hayat hiç insanî değil. Şu şair, bu şair derdinde değilim. Sağcı, solcu; inançlı, inançsız. Ne fark eder? Ortada güzel bir şiir varsa gerisi teferruattır.

Şimdi sorun kendinize. En son ne zaman şiirin kapısını çaldınız? Ne zaman gözleriniz, kulaklarınız birkaç mısra ile şenlendi? Bir şiirle ne zaman gülümsediniz gökkuşağına?

Ben sizi Yavuz Bülent Bakiler’in “Sen Sen Sen” şiirinden bir dörtlükle baş başa bırakayım. Bir anlığına güzelleşsin dünya. Siz şiirin tamamını bulup okumayı ihmal etmeyin. “Şiirsiz insan aracı” icat edilmeden tadını çıkaralım hayatın.

Bunu da okumalısın:  Akrostişle Yazılmış Şiirler

Korkuyorum bir gün şiirsizlikten ölüp gideceğiz. Şiirsiz.

Belki şiir sizsiniz.

Yorum yapın

avatar