Kanatları Kırılan Türküler

Zeybekler Güncesi – 50

Rabia’ya,

Bugün şiir üzerine birkaç kelam edelim seninle. Şiirin tanımını edebiyat eleştirmenlerine ve araştırmacılarına bırakarak çıkalım yolculuğa. Hatta en güzel şiirin ne olduğuna da onlar karar versin. Biz sadece birkaç yakıcı mısraın izinden yürüyelim. Yolumuz nereye düşerse!

“bin yıllık bir ezgidir şiir / acıyı kayda geçirir.” [1] Biraz karıştırırsan göreceksin, acıya değmeyen şiir yok gibidir. Salt “şiir” kavramının içindedir zaten acı, hüzün. En güleç mısraların ardında bile kayda geçirilmemiş acılar görürsün. Ya da kayda geçirilmeyi bekleyen acılar…

“Harfler harp düzeni almıştır mısralarda” [2] diyen şair ne kadar haklıdır. Acıyı kayda alırken, harf harf kanatır yüreğimizi şiir. Hedef olmaktan kurtaramazsın kendini. “İnfazına yürüyen ölü tutsaklar gibi” [3]  üstüne üstüne yürürsün acının. Acıdır, acıtır.

“Dilimin ucunda yorgun bir sözlük konaklar.” [4] Hadi söyle, senin dilinin ucunda da sözlükler var mı? Olmalı, diyorum. Söylemek istediklerimizi hatırlayamadığımızda bir sözlük konaklamaz mı dilimizin ucunda?

Bir de dilimizin ucuna kadar gelen ama söyle(ye)mediğimiz kelimelerin sözlüğü vardır orada asılı duran. “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.” [5]

Bunu da okumalısın:  Hatıralar Çöplüğü Zaman

Senin diline takılan mısraları da bilebilseydik keşke. Hangi mısraların buruk ve kekremsi tadı kaldı damağında? Hangi mısra genzini yakıp geçti? Sen ağlarken ağlayan mısralar hangileriydi?

“Ben yaşamıyor gibi yaşıyorum.” [6] dedin mi mesela hiç? Ya da aşkı bir kurşun gibi taşıdın mı göğsünde?

“Bir gurbet dönüşü içilen çayda” [7] bin yıllık huzurun nasıl demleneceğine dair bir fikir edindin mi? Öğrenirsin bir gün. Gurbet hayatına girmediyse elbette bilemezsin. “Gurbet ademden kara, hasret ölümden acı” [8] diyerek düşmediysen gurbet yollarına. Az bir zaman sonra kapını çalacak gurbet. Yollarda kimsesizliğin en koyusunu yaşayacaksın. Hele bir çık yollara. Yarım yamalak bildiğin ne kadar mısra varsa diline dolanacak. Ayaklarına pranga olacak kimileri. Katlanacaksın bu gönüllü esarete.

“Sıla”yken, bu mekânın gurbete dönüşmesi kabuk bağlamış yaraları kanatacak, sıladan gurbete dönmenin sırrına vakıf olacaksın. Gözyaşların yürek yangınlarını söndürmeyecek.

Ah, deli kız! Mısraların dostluğu başka dostluklara benzemez. Sağlam bir bağ varsa onlarla aranda, korkma! Ses verir, sır vermez onlar. Okuyanın çok, anlayanın az olması bundandır. Sırrını kavrayamaz çokları. Eğer anlamak istersen bir mısraın anlamını, bir mısralık zaman ayırmalısın ona. Hece hece, harf harf çoğaltmalısın zamanı ve anlamı. Sesli harfleri dinlediğin kadar, sesi çıkmayan harflere de kulak kesilmelisin ki, sırrını çözebilesin. Onlar konuşmaya başladığında da sen susmalısın.

Bunu da okumalısın:  Zamanın Sırrı

“Ses sustuğun vakit ilkyaz yok artık / Bereket de biter, sevda da biter / Birden çöküverir kış ve karanlık / Şarkısız, şiirsiz, resimsiz bir dünyaya dökülür / Kanatları kırılan türküler…” [9]

 


[1] Arif Ay

[2] Erdem Beyazıt

[3] Nurullah Genç

[4] Ali Emre

[5] Fuzuli

[6] Sezai Karakoç

[7] Yahya Akengin

[8] Faruk Nafiz Çamlıbel

[9] Bahaettin karakoç

 

1
Yorum yapın

avatar
1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
Dost Recent comment authors
Dost
Ziyaretçi
Dost

“bin yıllık bir ezgidir şiir / acıyı kayda geçirir.”
Ne güzel bir mısradır öyle.