Kırk Dakikaya Ne Sığarsa

Ümmü’ye,

Kelimeleri bu kadar hızlı tüketmek hazımsızlık yapacak belki. Lakin seni ve arkadaşlarını kırmamak adına bu sancıya katlanmak gerek. Yarınları kelime kelime, cümle cümle inşa ederken hiç hafakan yaşamayacaksa insan, niye yaşar ki?

Bir gerçek var ki ne yazarsak yazalım, her şeyi söylemek mümkün değil. Bir şeyler hep eksik kalacak. En güzel / en önemli yerinde bir zilin bir dersi bölmesi gibi. Bir sonraki ders konunun cazibesi kalmayacak belki. Belki de bir sonraki ders hiç olmayacak. Kendi kendimizi tekrar ederken biz, bir sonraki ders olacak ama sen olmayacaksın.

Kırk dakikaya dünyaları sığdırmaya çalışırken, dünyalara sığmayan kırk dakikaların içine ne çok kelime sığdırmış olacağız. Dilimiz yanacak. Meramımızı anlatamayan cümleler düğümlenecek boğazımızda. Elimiz yanacak. Sırrına vakıf olamadığımız kelimeleri sayfaya bir iz gibi bırakıp giden kalemi sımsıkı tuttu diye.

Umulan bir an değilse de öyle bir an gelecek kalbimiz yanacak. Yanmanın künhüne erince / eriyince sözcüklere de ihtiyacımız kalmayacak, kalbimize de.

Yıllıklarda yer alan bol nasihatli öğretmen cümlelerine alışan sen, hala yukarıda yazılanları tekrar be tekrar okuyup o nasihatin nereye gizlenmiş olduğunu arıyorsun belki. Bir metnin giriş ve çıkış cümlesi önemli diye öğrenmiştin derslerde. Baktın yine bakacaksın. Yok değil mi?

Bunu da okumalısın:  Doksan Beşi Kim Aldı?

Bulunca beni bul. Anlat. “Dil”im anlamasa da “hal”im anlar seni.

Yorum yapın

avatar