Önsöz Yerine

“Göğün yırtık yeri düştü başıma,
Soğuk su kattılar ıstı aşıma,
Her gün bir taze dert çıktı karşıma,
Bir gece yatmadım eski dertle ben.”

(Bahtiyar Vahapzâde)

“Niçin yazıyorum? Kalbimde olanın dışarı çıkması lazımdır. İşte bunun için yazıyorum.” diyor Beethoven.

“Yazmasam ölecektim” diyen yazarın da ne kadar haklı olduğunu herkes biliyor, yazanlar içinde. Katlanılmaz bir durum olmalı kalemsiz ve kâğıtsız kalmak.

Hâl böyleyken “Ne yazıyorum?”, “Niçin yazıyorum?” gibi iki çetin soruyu karşıma alıp, hem soruları hem okuyucuyu ikna etmek niyetinde değilim. Zaten bu mümkün değil. Sorular değilse de okuyucu ikna edilmekten, yazarla aynı düşünceyi paylaşmaya zorlanmaktan hoşlanmıyor.

Pek çoğu okul panolarına asılmak üzere kaleme alınmış yazılardan oluşuyor elinizde tuttuğunuz kitap. Katılmış olduğum “Yazarlık Yarışması” olmasa gün yüzüne çıkar mıydı, bilemiyorum. Katılıp katılmama arasında epey tereddüt ettiğim bu yarışmada ulaştığım netice bizzat yazara ve yazılara değil, yazıların muhataplarına aittir.

Sevgili okur eserde aradığını bulacak mı, mütereddidim. (Bir okur ne arar ki kitaplarda?) Yeni şeyler söylemek peşinde değilim/değildim. Okuyacağınız satırların, hızla kirlenen dünyada körelmiş ve paslanmış duyguları cilalamaktan öte bir gayesi yoktur. Dimağınızda kalacak olan ‘buruk tat’ bu gerçeği değiştirmeyecek. Paylaşmanın, merhametin, iyiliğin, dostluğun, gözyaşının yankı bulmadığı bu âlemde duyguları kirlenmeyenlerin sesi, duyguları kirlenenlerin sesinden daha çok çıksın diyerek kaleme yalvarıldı, kâğıda yüzsuyu döküldü, tek kişilik gecelerin zulmetine rıza gösterildi. Şikâyetim yoktur.

Elbette biraz hüzün kokuyor bu yazılar. Çünkü ardında ve dahi önünde hasret var, hicran var haziranlardan kalma. Vuslat var eylüllerde yaşanan. Bir bilseniz!..

Cümleler kısa… Cümleler kuralsız… Pek çoğu var ki, üç noktayla tamamlanmış/tamamlanmamış. Yazarın dağarcığından ve kelimelerin kifâyetsizliğinden değildi bu hâl. Henüz yan yana gelmemiş binlerce kelime olduğunun farkındadır yazar. İstiyor ki, bazı kelimelerin vuslatı okuyucunun muhayyilesinde gerçekleşsin.

*        *        *

Cemre Düşen Yer’in gün yüzüne çıkmasında emeği geçenlere teşekkür mü?

Önce sevgili öğrencim Fatma Özge’ye… Hediye ettiği “Yazar mısın?” kitabının hediye edilenin başına neler açtığını bilsin diyerek…

Saniyen, Erdal Demirkıran’ın şahsında Kashna’ya… Bu sesin yankısını bütün ülkeye yaydığı ve size ulaştırdığı için…

Sonra -aslında önce, hatta her zaman- sevgili eşime… O olmasaydı hiç karşılaşmayacaktık sizinle. Teşekkürü en çok hak eden olmanın yanında, desteğine ve yüreklendirmesine hâlâ ihtiyacım var, haberi olsun!..

Eylül 2007 – Denizli

(Cemre Düşen Yer’in önsözüdür.)

Tavsiye yazı: Feysbuk hesabımı kapattım. Çünkü...

Yorum yapın

1 Yorum - "Önsöz Yerine"

avatar
Öğrenci
Ziyaretçi

Ben bu kitabı yazarından imzalı olarak aldım. çok şanslıyım herhalde. okumadıysanız hemen bulup okuyum derim. 🙂

wpDiscuz