Sevgili Öğrencime…

“Bana, bu kalbin kadar temiz sayfayı ayırdığın için teşekkür ederim” diyerek başlayan hatıra defterini sevemedim hiç. Öyle hatıra defterleri var ki, insanı, kalplerinin temizliği konusunda şüpheye düşürüyordu. Lâkin ben dahi öyle başladım söze.

Nasihat eden hatıra defterlerini de sevemedim nedense. Zaten hayat bütünüyle bir nasihat değil miydi? “Şunları, şunları yap; şunlardan uzak dur!” Bu kadar kolay mıydı insanların hayatları üzerinde söz sahibi olmak? Ve de bu nasihatleri bir hatıra defterinin yılda bir –belki- okunacak satırlarına yüklemek!

Birkaç satır da olsa yazmamı istiyorsun ya, kıramadım seni.

Gereksiz olduğunu bile bile yazıyorum bu satırları. Ama gözlerindeki ışıltıyı yok etmemek için geri çevir(e)medim seni (ve arkadaşlarını). Gereksiz diyorum, çünkü insan gönüllerde yaşamalı. Bu defter olmasa bile, bunun içindeki şahısları hatırlayabilmelisin. Bu sayfaları yaksan meselâ, dostlukları da yakmış mı olacaksın? Unutma ki, dostluklara değer katan, bu defter değil. Belki dostluklardır bu defteri değerli kılacak olan.

Sen! İnsanlarla yürekten bir bağ kurabiliyor musun? Gözlerden ırak olan, gönülden de ırak olur demeden sürdürebiliyor musun yaşanmışlıkları? Hatıra defterlerinin solmuş sayfalarından çok daha güzelleri açılıyor mu önünde, gözlerini kapatıp hayallere dalınca?

Sadece birkaç satır yazayım diye aldım bütün hatıra defterlerini elime. Senin bu defterin de öyle. Ama yapamadım. Yapsaydım, bu, kendime ihanet olurdu. Bir dersin son beş dakikasına sıkıştırılmış satırlar olmayacak bunlar. Benim o kadar çok vaktim yok zaten.

“Sınıfın en temizi, en çalışkanı sensin. Ve ben en çok seni seviyorum”la başlamış bütün satırlar. Aynı kalemden çıkmış gibi. Sadece defterler farklı. Herkes sınıfın en temizi, en çalışkanı. Herkesin en sevdiği arkadaşı da sensin. Yan yana iki kalp… Birinin içinde senin adın, diğerinde onun adı. Elbette, herkesi içine alacak kadar büyük bir kalbimiz var bizim. Lâkin kalbimizin yanına birçok kalp koyacak kadar yer yok içimizde.

“Nereden başlayacağımı bilemiyorum” demişti arkadaşlarından biri, bir hatıra defterinde. Bu ifade bana, Ziya Osman Saba’nın;

“Gözlerimi kapatıp ‘Bil!’ diyecek birisi
Bir mahşer ortasında şaşırıp kalacağım”

mısralarını hatırlatır hep. Ne garip değil mi, kelimelerin ateşe atılacağı bir mahşer yerinde hangi kelimeyle söze başlayacağını bilememek!..

Evet, yanılmıyorsun. Arkadaşlarının senin için yazdıklarını okudum biraz. Kim ki, “Başkasının hatıra defteri okunmaz”      diyorsa ben onun düşmanıyım. Adı üstünde hatıra defteri değil mi bu? Bu satırları senin defterine yazarken herkesin okuyacağını bilerek kaleme aldım zaten. Üstelik sen de çok iyi biliyorsun ki, bu defteri kime verdinse, kendinden önce yazılanları okumuş olmalı. Anlayamadığım, insanların niçin ikiyüzlülük yaptıkları.

Sözü biraz uzattım galiba . Birkaç satırdı yazacaklarım. Herkesin yazdığı gibi yazmadım, kusura bakma. Hem herkesin yazdığını yazsam, en kötüsü benim yazdığım olur. Herkesin yazdığından farklı tek satır yazsam, mümkün mü hayra yorulur?

Biliyor musun, en güzel vakitler hiç beklemediğin bir anda bitecek. Bu satırlar gibi.

Ha! Bir de kalemim sana hoşça kal diyecek. Unutur muyum hiç, mutluluk da dileyecek!

 

Tavsiye yazı: Geçmişin Peşinde

Yorum yapın

4 Yorum - "Sevgili Öğrencime…"

avatar
Gizli Özne
Ziyaretçi

Yazıyı okurken 8. sınıfta ayrılacağımız arkadaşların ellerinde hatıra defteri ile dolaştıkları günler aklıma geldi. Belki üstünkörü bir kere okunacak ve bir daha hiç okunmayacak bir şey için ellerde kalem, akıllarda ne yazsam acaba sorularıyla bir şeyler karalanırdı. Bana da hiç samimi gelmediği ve sözde kimsenin başkasının yazdığına bakmayacağı diye yazılan yazıların ulu orta dolaşmasından dolayı neredeyse kimsenin hatıra defterine yazmadım. Zaten yazsak da bahsettiğiniz samimiyetsiz şeyler yazılırdı. Çok güzel bir yazı olmuş.

wpDiscuz