Yazsam Roman Olur

Sevgili Gizem,

“Yazsam roman olur.” diye başlayan ne çok cümle duydu kulaklarımız. Ve onların yazdıklarını hiç görmedi gözlerimiz.

Yazılacakların çokluğunu herkes biliyor. Bu yüzden bir romana yeltenmişti düşüncelerimiz. Sadece bir romana değil bir nehir romana konu olabilecek kadar çoktu içimizdekiler. Ve pek çoğu hiç gün yüzü görmeden göçüp gidecekti içimizden.

Ah, o beyaz sayfalar! Nice umut, nice düş. Kar beyaz yarınlar. Hep kirletilmeye hazır. Bu kadar savunmasızken hep tertemiz kalmış sayfalar… Öyle ya, suçlanmak istemezdi hiçbir sayfa; fikre, acıya, aşka yardım ve yataklıktan.

Yazsalar roman olacaktı ama hep temiz kaldı.

Ah, o kalemler! Konuşan dilimiz, bir sonrası susan gözlerimiz. Bir gözyaşı gibi süzülmedi mi kelimeler? Defterlere silmedik mi acılarımızı? Ve de defterlere kusmadık mı öfkemizi?

Ve biz hâlâ, yazsak roman olur, diyoruz. Biz söylenmeye devam edelim. Nasılsa birileri kalemle kâğıdı buluşturacak, bu vuslatın hikâyesi -belki romanı- bir büyük anlatıcının elinde yeniden şekillenecek ve bize sadece bunu okumak düşecek. Hâlâ okuyan kaldıysa tabi.

Yazsam roman olur, diyenler hiç yazmamış olsalar bile birileri yazmıştı. O birilerine “şair” diyoruz biz. Roman yazmamışlardı ama bir romanlık dizeleri vardı onların.

Kimi yalnızlığı dile getirmişti kimi hasreti. Kimi aşk deyip susmuştu.

“Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın / Kulaklarım komşuların ayak sesinde / Varsın yine bir yudum su veren olmasın /  Başucumda biri bana su yok desin de” mısralarının sahibi Kemalettin Kamu tek başına yaşadığı evin salonunda bir beşik sandalyenin üzerinde dalmıştı ebedi uykusuna. Anlattığı gibiydi. Kimsesizdi: Bir romanlık kimsesizlik.

Belki bir gün biz de Necip Fazıl gibi bekleriz beklediğimizi: “Ne hasta bekler sabahı / Ne taze ölüyü mezar / Ne de şeytan bir günahı / Seni beklediğim kadar.” Bekleyeni anlatsan bir roman, bekleneni anlatsan bir başka roman olur. Ya bekleyişin kendisi… Kendisi ya!

Hele bir şairin -ki o Nurullah Genç’tir- çaresizliği anlatışı vardır ki insanın hep çaresiz kalası gelir. “Gülümse ve uzaklaş çünkü anlayamazsın / Bu kopan fırtınayı Yusuf’un yüreğinde / Koyu bir çaresizlik ayinidir yalnızlık / Züleyha’nın menekşe büyüyen gözlerinde” Ah çaresizlik!

Daha nice şair nice mısra ile nice romanın özünü sağmıştır sayfalarına. Ama hiçbiri, yazsam roman olur, dememiştir. Yazmıştır.

Dört yılın romanı sığmazdı bir hatıra defterinin çoğu gitmiş azı kalmış sayfalarına. Öyleyken yazmaktan imtina etmiş değiliz. Ne kadar sığarsa artık. Ne kadar anlatabilirsek / anlatabildiysek. Yazan razıdır, yazılan da rıza göstersin bahtına düşene.

Bir küçük kelime oyunu ile şimdi yeniden kuralım cümleyi: Yazsam roman olur, kışsam hikâye. İlk, son fark etmez, baharsam şiir olur.

Söyle, sen hangi baharsın?

 

Tavsiye yazı: Hayat Filmini Geri Sardığında

Yorum yapın

2 Yorum - "Yazsam Roman Olur"

avatar
Halil Gönül
Ziyaretçi

herkesin dilinde söz ve ağzındaki sakız olur “Yazsam roman olur” cümlesi yeri geldiğinde. ama dediğiniz gibi bir türlü yazılamıyor nedense. yaz olsun bitsin işte, bundan kolay ne var sanki; olsun artık. 🙂